ÖLÜMÜ RUTİNLEŞTİRMEK

ÖLÜMÜ RUTİNLEŞTİRMEK

Dünya bir ateş çemberi. Ve şiddet düştüğü her yeri yakıyor, ölüm saçıyor. Haber kanalları ve sosyal medya platformları tüm bu olup bitenleri yani ölümü bir istatistiğe dönüştürerek rutinleştiriyor. Oysa dünyada olabilecek en ciddi şey ölümdür ve telafisi olmayacak tek şey de ölümdür.

Bu tür olayları haber yapanlar bilerek veya bilmeyerek ölenlerin sayısını ön plana çıkararak haber veriyorlar. Muhakkak ki ölüm o haberin şiddetini, dehşetini ölçmeye yarayan önemli bir kriterdir ama etkisi duyguya hitap ettiği için kısadır. Bu nedenle verilen haberlerde vefat bile olsa beraberinde ölüme karşı bir duyarsızlaşma başlıyor. Ölenden ölene de fark var tabi… Bu fark haberin kalitesini, daha doğrusu izlenme trendlerini etkiliyor. Ölen kim, hayvan mı, göçmen mi, erkek mi, kadın mı, çocuk mu, zengin mi, ünlü mü..?

Sigara paketlerinin üzerinde çok dehşet fotoğraflarla “Sigara öldürür” yazıyor. Sigara içmeyenler bu fotoğraflardan daha çok etkileniyor. Sigara içenler için ise tüketimlerine olduğu gibi devam ediyor.

Sigara satan bir esnaf arkadaşın yanına oturup saatlerce gözlem yaptım. Sigara satın alanların paketi aldıklarında ilk yaptıkları şey o ürkütücü fotoğrafların altındaki küçücük puntolarla yazılmış sigara markasını, gözlerine yakınlaştırarak, okumaları oluyor. Parayı verdikten hemen sonra oradan uzaklaşmadan paketi özenle açıp hasretle bekliyormuşçasına açıp bir dal sigarayı dudaklarına götürüyorlar. Benim gözlemlediklerimden hiçbiri “Bu paketin üstündeki fotoğraf çok kötü, psikolojim bozulur bu paketi değiştirir misin?” demedi. Zaten bu pakette “Sigara öldürür” yazıyor başka paket ver de demiyor çünkü bütün paketlerde “Sigara öldürür” yazıyor. Sigara içenler birkaç alımdan sonra o fotoğrafları hiç görmüyorlar bile.

Sigara paketlerinde ölümü rutinleştirdik. Depremle ölümü rutinleştirdik. Pandemi ile ölümü rutinleştirdik. Şimdide benzer bir durumla Gazze’yle ölümü rutinleştiriyoruz.

Çocukken mahallede bir cenaze varsa büyüklerimiz bizi o taziye evine götürmezlerdi. Biz de korkudan o cenaze evine yaklaşamazdık. Sanki cenaze hortlayacak ve bize saldıracak gibi algılardık. Cenazeyi takip eden bir kaç gün akşamları bahçede, sokakta oynamaz geceleri yalnız yatamazdık. Şimdi canlı yayında ölenleri izliyor ama çay, çerez tüketmeye devam ederek ölümü rutinleştiriyoruz. Ölen sen değilsen sorun yok. Ölen sen isen soran yok… Bizi ölüme karşı duyarsızlaştırdılar o yüzden tepki vermiyoruz/veremiyoruz artık.

Osmanlı’da mezarlıklar şehrin merkezine inşa edilirmiş. Tam da yaşamın merkezine… Ölümü unutmak mümkün mü, öleni unutmak mümkün mü o zaman? Vefat edene yapılan kabir ziyareti canlıya yapılan ziyaretten az değilmiş. Şimdi mezarlıklar şehir merkezinden oldukça uzak. Ölüm, yaşamdan/yaşantılarımızdan oldukça uzak. Biz ölümden/ölenden bu kadar korkarken ölüme karşı ne ara bu kadar uzaklaştık/duyarsızlaştık?

Şimdi Gazze’yi izliyoruz. Bir avuç inanmış insan dünyanın en süper teknolojisine sahip ordularına (İsrail=ABD) kafa tutuyor, direniyor, çarpışıyor, ölüyor ama ölmüyor (şehitler ölmez) ve kazanıyor. Ellam biz bu ölüm meselesini ve ahirete iman akidesini yanlış anlamışız. Bu bahsi, Gazze’lilerden almak gerekiyormuş. İman nedir, ölüm nedir, rızk nedir, hayat nedir, mücadele nedir, birlik nedir, kuvvet nedir..?

Şairin methiyeler dizdiği ölümsüzler meğer Filistinli çocuk, kadın, genç ve ihtiyarlarmış:

“Ölüm bize ne uzak, bize ne yakın ölüm

Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm.”

Erdem Bayazıt

 

Vesselam…

23/11/2023

Şükrü BİLGİÇ

@caylaksosyolog